Genel

Feministlerdeki Özgüven Kimsede Yok

Kızım, sendeki özgüven emin ol hiç kimsede yok. Bu kadar az bilgi ve keşifle feminizmin büyük iddialarında bulunmak dehşetli bir özgüven gerektirir.

Eski dünyadan kalmış bütün bilgiyi ve bilgeliği “ataerkillik”, “erkek egemen kültür”, “eril kafa” diye çiğneyip geçtin. Birbirimize söylediğimiz küçük güzel sözlerden anlattığımız öykülere, fıkralara, söylediğimiz şarkılara, ninnilere, okuduğumuz şiirlere, romanlara kadar ne varsa hepsini “eril” diye sıyırdın attın. Yalnızca Türkçede binlerce atasözününün ve deyimin üstünü “erkek egemen” diye çizdin ve bunu her dilde yapmak istiyorsun. Efsanelerden, destanlardan, kutsal kitaplardan geriye hiç bir şey bırakmadın “ataerkil döneme ait” diye. Kütüphaneleri dolduran eski veya modern milyonlarca kitabı yakıyorsun. Sahi, sen bunca alandan hangisinde kendini yetiştirmiştin?

Sanki bilgi ve doğruluk yoktan var edilebilen bir şeymiş gibi, sanki önceki kuşakları referans almaksızın bir yaşam inşa edilebilirmiş gibi davranıyorsun. Peki, kadim bilgeliğin yerine koymaya çalıştığın doğruların kaynağı nedir? Her bilginin onunla sınanacağı yeni, şaşmaz bir doğruluk ölçütü mü keşfettin? Hayır, yalnızca bir varsayımdan ilerliyorsun: “Kadınlar tarih boyunca sistemli olarak ezilmişlerdir, hala da ezilmektedirler.” Çevrene bakıyorsun, bu önyargıyı doğrulayacak en küçük bir şey bulduğunda haklı çıktığını sanıyorsun. Doğrulama yanlılığının tutsağı olmuşsun. Bak, bir adam karısına vuruyor. “İşte! Bu, kadının binlerce yıldır sürüp giden ezilmişliğidir!” Bağırma da, dinle bak. Yargılamanın en temel ilkelerinden biri “que bono”, yani “bu kimin işine yarıyor” sorusunu sorduğumuzda objektif yani yansız olma olasılığına gölge düşüyor. Bu sitede şimdilik yalnızca yüzey kazıntısı sayılabilecek kadar az örneğini sunduğumuz karşı kanıtları görmezden gelmende kişisel çıkarın var. Feminist öbeklerin içindeysen, hele de kadınsan bundan doğrudan veya dolaylı yollarla para kazanabileceğini biliyoruz. Belki kazanıyorsun ve farkında değilsin.

Bir an için yüzlerce kuşağın sürekli olarak yanıldığını, kadına sistemli haksızlıklar edildiğini varsayalım. Sonuçta çoğunluk yanılmaz veya yanılgılar kısa sürer diye yasalar yok evrende, değil mi? Ama çoğunluğun sürekli yanıldığı çok büyük bir iddiadır ve bu bizi adil yargılamanın bir başka ilkesine getiriyor: Büyük iddialar büyük kanıtlar gerektirir. İddia ne kadar büyükse kanıt o kadar büyük ve susturucu olmalıdır. Peki, sen bu kanıtları araştırıp keşfetmek için ne kadar çalıştın? Okuduğun bir kaç kitabın, takip ettiğin bir kaç sosyal medya çobanının bu büyük çabaya denk olduğunu mu düşünüyorsun? “Bir kaç kitap, dergi okudum, bir kaç ünlünün birer cümlelik vaazlarını dinliyorum, böylece bütün bir insanlık tarihindeki yanılgıyı düzeltiyorum.” Gerçekten mi? Tarihte büyük reformcular böyle mi yapmışlar?

Evlilik ve çocuk yetiştirme, çalışma ve geçinme, dil ve iletişim hakkında ne biliniyorsa hepsini tasfiye ettin. Düşün bak, dil, kültürün son mevzisidir. Dil gidince toplumdan geriye hiç bir şey kalmaz. Konuşarak anlaşamayan bir toplum ancak kavga eder ve sen bu sonucu hazırlıyor olabileceğin olasılığından çekinmiyorsun. Senin akıl hocaların İngilizceyi bozmaya başladılar, sen de onlara secde ettiğin için Türkçeyi bozmaya başladın. Cinsiyetsiz bir sözcük olduğunu adın gibi bildiğin “adam” sözcüğüyle uğraşmaya başladın ve her gün yeni bir sözcüğü yasaklatmaya çalışıyorsun.

Şimdi bütün tarihi yeniden yazmaya başladın. Batı’daki akademisyen ablaların, abilerin -ki hepsi de yalnızca fonlanan araştırmaları yaparlar, bireysel çıkar dışında bir motivasyonları yoktur- harıl harıl çalışıyorlar ne yapsak da kadının sistemli olarak ezildiğini gösteren bir resim çizsek diye. Bilimsel düşünce şöyle dursun, sürekli ve sistemli olarak sümen altı safsatası uyguluyorlar akademik topluluğu yanıltmak için. Üretilen bu sahte bilgi medya aracılığıyla yavaş yavaş tabana iniyor. Orwell’in 1984’ündeki tarihi yeniden yazan despot hükümete ne kadar yakın olduğunuzu görmezden geliyorsun. Çiftdüşün ve Yenikonuş ilkelerini benimsedin ve cinsiyet tabanlı olarak uyguluyorsun. “İnsanlık tarihi cinsiyetçiydi, şimdi bunu düzeltiyoruz” diyerek aslında cinsiyetçiliği bizatihi icat ediyorsun kızım. Savaşın barış, köleliğin özgürlük olduğu, münafıkların davayı sahiplenen hakiki imanlılar sanıldığı, çöküşe giden yolların kurtuluş olarak sunulduğu bu zamanda pek de şaşılacak şey sayılmamalı. Kendi geçmişini yok sayan, modernizmin köklerini bile inkar eden, daha dün yeni doğrular saydıklarını bir çırpıda eskimiş ilan eden ve bu çelişkili davranışı “bilim”, “özgürlük”, “ilerleme” gibi sevimli ambalajlara koyan bir kuşağın çocuğu olman şaşılacak şey sayılmamalı.

Leave a Reply

Doğrulama *Captcha loading...

Pin It on Pinterest