Bu çokuluslu şirketin geçen yıldan beri yayınladığı Babalar Günü reklamında kızı, anasının anneler gününü kutluyor ve “seni dünyadaki her şeyden çok seviyorum” diyor. Bu olaya tanık olan babanın kalbi kırılıyor. Bu sırada ekranda “peki ya babalar?” ifadesi ve Media Markt’ın sattığı ürünlerin adları beliriyor: “Bilgisayarlar”, “tabletler”, “oyun konsolları” vb. Ve babanın yüzü gülüyor. Videodan kareler aşağıda. Videoyu şirketin Youtube kanalında bulabilirsiniz.
Şimdi gelin bu reklamı bileşenlerine ayıralım ve neden erkek düşmanı olduğunu çözümleyelim.
1) Şirket, yeni reklam filmini internette sunarken “babalarımızı unutmuyoruz” ifadesinin önüne “Annelerimizi çok seviyoruz ama…” önkoşulu koyarak baba sevgisinin ana sevgisine ancak ikinci sırada gelmesi gerektiğini ima ediyor veya bu durumu kabulleniyor. Yani tersten gidip de analarımızı sevdiğimizi söyleyecek olsak, baba sevgisi bunun önkoşulu olmayacak. Ama ana sevgisi, baba sevgisinin ön koşulu yapılıyor. Hani “çok çalış ama dinlenmeyi de unutma” der gibi. Oysa gerçekte, doğada, toplumların ve uygarlıkların kalıcı ahlaklarında ana ön sırada değildir. Gerçekçi bir ahlakta baba ikinci sıraya konmaz. Onu ikinci sıraya koymak, nicelikle niteliği ayıramayan küçük beyinlerin işidir. Bunlar babanın çocukla geçirdiği sürenin kısalığından yola çıkarak babanın “olmasa da olur” olduğunu sanırlar. Güncel bilimsel veriler bile bunun yanlışlığını gösteriyor. Babasız büyüyen çocuklar ruh hastası oluyorlar.
2) Kızının anasına ne hediye aldığını bilmiyoruz. Böylece kızın anasına layık gördüğü hediye ile Media Markt’ın babalara layık gördüğü nesneleri karşılaştıramıyoruz.
3) Bununla birlikte, ekranda adı görünen ürünlerin babaya hediye edilmesinin tavsiye edilip edilmediği anlaşılmıyor. Acaba baba kendi kendine mi hediye alsın, o mu ima ediliyor? Açık değil.
4) Eğer kız anasına bir nesne hediye etmediyse ve baba kendine hediye edilmesini beklediği nesnelere seviniyorsa durum kötü. Çünkü içten bir şükran ve sevgi bildiriminin Çin malı oyuncaklardan daha değerli olduğunu en şapşal ana bile anlayabilir.
5) Bilgisayarın, tabletin, Pleysteyşın’ın, dronun babanın kırık kalbini onarıp onu teselli etmeye yeteceği ima ediliyor. Böylece yetişkin erkek, haksızlığa isyanı oyuncakla bastırılan çocuk muamelesi görüyor. “Cinsiyetçi reklamlar” diye boy boy kitaplar ve makaleler yazıldı, lanetleme listeleri tutuldu, videolar yapıldı. Kadının mutfakta bulunması kadar doğal bir durumu bile aşağılamaymış gibi gösteren bu yayınların hiçbirinde erkeğe yönelik bu aşağılamayı bulamazsınız. Zerresini bulamazsınız.
6) Babaya hakkı verilmiyor, yalnızca teselli ediliyor. “Ya babalar?” diye sorduktan sonra babaya teselliyle yetinmesi gerektiği aşılanıyor. Anneye denk tutulmamayı kanıksaması isteniyor babadan.
7) Reklamın genel görsel havası ve karanlık, bunun bir kutlamadan çok acı gerçeği kabullenme, durumu idare etme ve payına razı olma mesajı olduğunu gösteriyor. Kadınlara yönelik hiçbir kutlamada karanlık görseller kullanılmıyor. Annenin şükran dolu duygusal gülümsemesine karşılık babanın yüzünde bıyık altından, kararsız, buruk bir gülümseme var. Bu bir oyunculuk farkı değil, yönetmenin doğrudan tasarımıdır. Oyunculuğun yanı sıra kostüm seçimi de yönetmenin kadın ve erkek imgelerini nasıl tasarladığını gösteriyor. Kadın, yetişkin kadın gibi düzgün, parlak kırmızı bir gömlek giymişken, erkeğin üstünde kötü bir penye tişört var. Dördüncü maddeyi bütünleyen bir tasarım. Bunlar, yönetmenin vermek istediği mesajı doğru saptadığımızı gösteriyor.
Kısacası, bu çokuluslu şirket, “peki ya babalar?” dedikten sonra da babayı ve erkeği aşağılamaya devam ediyor. Aşağılamayı normalleştiriyor ve sürmesi için çalışıyor.

Leave a Reply