Genel

Anlamı Değiştirilen Sözcükler

Feminizm akıl oyunudur, örgütlü bir aldatmacadır.

Bu akıl oyunlarının bir bölümü nedensellik üzerinedir. Sözgelimi kadınların ortalama geliri daha düşük olmasının nedeni olarak onların iş sahasında eziliyor olmaları gösterilir.

Bir bölümü sayısaldır. Sayısal okuryazarlık becerileri gelişmemiş, istatistiğe yabancı olan kalabalıklar üzerinde etkilidir. Koca bir “cinsiyet çalışmaları” disiplini istatistiksel safsatalara dayanır.

Düpedüz yalan söylemek de bir akıl oyunudur çünkü her yalan inandırıcı olması için tasarlanmıştır.

Akıl oyunlarının bir bölümü ise dilseldir. Sözgelimi duygusal dil iyi bilinen bir propaganda aygıtıdır. Propagandacılar örgütlü ve eşgüdümlü olduklarında -ki bu eşgüdüm linç güruhlarında olduğu gibi bilinçsiz olarak, sürü psikolojisiyle de ortaya çıkabilir- sözcüklerin anlamlarını saptırmaya, kaydırmaya, değiştirmeye başlarlar. Dil, sayısal çoğunlukla yönlendirilen bir olgudur. Medya çağında ise sayısal çoğunluk medya karşısında edilgen güruhtur. Yani medya şirketleri ve onların kalabalığa seslenmesini sağladığı hükümetler ve üniversiteler sayısal çoğunluğu doğrudan yönlendirirler. Demek ki sayısal çoğunluğun konuştuğu dil, tıpkı toplumun düşünceleri ve vicdanı gibi, toplumun sayısal azınlıkları tarafından belirlenir.

Örneğini vereceğimiz sözcükler “efsane”, “fenomen”, “ikon”, “manyak” sözcüklerine benziyor. Bunlar yeni kuşağın eski ve orijinal anlamından neredeyse ilgisi kalmamış anlamlarda kullandığı sözcüklerdir. Yani sözcüğün anlamı kalabalığın kaosunda bilinçsiz ve denetimsiz olarak değişmiş ama ses biçimi ve yazılışı aynı kalmıştır. Kimi durumda ise bu değişiklik kasıtlı olarak yapılır veya pekiştirilir ve bu davranış toplumun ahlakını bilinçli rıza gözetmeden değiştirdiği için zararlıdır. Feminist sözcük oyunları bu türdendir.

Sözcüklerin anlamlarını değiştirirken sözcüğün kendisini değiştirmemekteki şeytanlık şudur: Yaşamın değiştiğini çoğunluk fark edemez. Genetiği değiştirilmiş mısıra yine “mısır” denmesi ticari bir sözcük oyunudur ve bu oyunu Türkiye’de ve Batı’da bütün yasa yapıcılar (politikacılar), bürokratlar ve tüketiciler yutmuştur. Genetiği değiştirilen bitki artık bir mısır değildir, tıpkı markalı saat gibi izinsiz çoğaltılamayan patentli bir icattır, yeni bir yaratıktır. Buna rağmen eski adıyla, yani binlerce yıldır izinsiz çoğaltılan ve o genleri içermeyen bitkinin adıyla anılması ancak aldatmacadır. GD mısır yediğini veya hayvanlara yedirdiğini sananlar aslında mısır tüketmediklerinin farkında değiller, şeytanlık budur. Sözcük oyunlarına uyanmayan kalabalıklar kendilerine zarar vereceği için normalde rıza göstermeyecekleri işlere rıza gösterirler. Şimdi bunlara feminizm bağlamında dört sözcük örneği vereceğiz. Feminizm karşıtı herhangi bir çabada olanlar bu tür sözcükleri kullanmaktan kesin olarak kaçınmalı, kullanmak zorundaysalar anlamdaki kaymaya işaret ederek kullanmalıdırlar. Bu listeye “eşitlik”, “özgürlük”, “bağımsızlık” gibi feminizmin temel sözcük oyunlarını eklemedik. Çünkü bunların anlamı değiştirilmiş değildir. Bu sözcükler başından beri çift anlamlı kullanılmaktadır. Eşitlik, özgürlük, bağımsızlık türünde temel kavramlardaki belirsizlik, 1984 romanındaki Yenikonuş’u andıran başka bir türlü akıl oyunudur ve feminizm eleştirilerinde bunlara sıklıkla değinilmektedir. Bir de “şiddet” örneği var ki belki en berbat, en tasarlanmış anlam kaymasını içerir ve kendi başına bir yazıda, hatta bir kitapta incelenmeyi hak eder. Burada örneğini vereceğimiz şeytanlık ise yeni ve farklı olgular için eski, geleneksel adları kullanmayı sürdürme seçimidir.

 

“Evlilik”

Evlilik, aile kurma niyetinin topluma onaylatılmasını içerir. Toplumbilime göre evlilik cinselliği ve soyu düzenlediği kadar ekonomik işbirliğini de düzenler. Bu demektir ki mal bölüşümü veya miras bırakma kuralları değiştiğinde evliliğin tanımı da değişmiştir. Yine Batı’da örnekleri görüldüğü gibi çocuk üretmeyen ve toplumun direncine rağmen hükümet olanağıyla yapılan eşcinsel ilişkiler evlilik kapsamı içine alındığında evliliğin tanımı yine değişmiştir. Geleneksel dünyada yasa çıkarma eylemi yoktur. Bunun yerine dinsel cemaatlerin sabit kabul edilen yani değişmesi beklenmeyen yasaları vardır. Oysa modern toplumda yasalar sürekli olarak değişir. Bu durum bütün sözleşmelerin yorumlanmasını karmaşık bir işe çevirir. Evlilik de bir sözleşme olduğuna hükümet nikahının kapsamı ve koşulları, dolayısıyla tanımı her yasa değişikliğinden etkilenir. Bu, uygulamada farklı bir cemaate dönüşmek gibidir. Oysa her cemaat kendi evliliğini geçerli sayar, yabancı cemaatlerin evlilik hukuku yabancı ve aykırı olduğu için geçersizdir, yani o cemaate göre o ilişki “evlilik” değildir.

Türkiye’de son yıllarda evliliği ilgilendiren çok yasa değişikliği olmuştur. Başlıcalarını hatırlayalım.

1) 2003’te AKP hükümet olduktan sonra yürürlüğe giren Medeni Yasa’da evlilik, önceki yasadakinden farklı tanımlanmıştır. Eskiden evin reisi erkek iken yeni yasada böyle bir tanım yapılmamıştır. Eskiden boşanma hakkında erkek öncelikliyken yeni yasada bu öncelik ortadan kalkmıştır. Hukuki ayrıntılar için Erkek Düşmanı Yasalar yazımıza bakabilirsiniz. Bunlar evliliğin içeriğini, nasıl bir birliktelik olduğunu, yani tanımını değiştiren değişikliklerdir.

2) Uluslararası İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan hükümet, kadının toplumsal yaşamın genelinde ve evlilikte erkekten üstünlüğünü kabul etmiştir. Bu kabulü uygulamaya geçirmek için çıkarılan yasalardan en önemlisi 6284 sayılı “Aile İçi Şiddet” yasasıdır. Şimdi konumuz sözcük oyunlarıyken bu yasanın adındaki sözcük oyununa değinmeden geçmek olmaz. Yasanın amacı yalnızca kocasından dayak yiyen veya kötü söz işiten kadınları korumaktır, buna rağmen içeriğinde bir simetri varmış gibi adlandırılmıştır. Bu yasayla evli çiftin arasında yasanın izin verdiği ilişki değiştirilmiştir. Bu yasayla evlilik, aileyi koruma, yönlendirme, düzeni ve birliği koruma gibi yetkileri erkeğin ciddi olarak kaybettiği bir birlikteliğe dönüşmüştür. Hatta kadına adı konulmamış ama uygulamada kullanabildiği bir aile reisliği hakkı verilmiştir.

3) AKP hükümeti ilerleyen yıllarda devlet memuru olan imamların dini nikah kıyma yetkilerini iptal ederek evliliğin anlamında önemli bir değişiklik yapmıştır. Eskiden evlilik “dini” de olabilen, “resmi” de olabilen, yani insanların hem devlet otoritesine, hem de Allah ve peygamber (gelenek) otoritesine dayanarak kurabildikleri ve meşruluk kazandırabildikleri bir birliktelik iken, dini meşruiyet seçeneği ortadan kaldırılmıştır. En azından hükümet, kendi memurlarının bu meşruiyeti kurmalarına izin vermemeye başlamıştır. Bunun öncesinde, ülkenin yaklaşık yüz yıllık tarihinde iki kişi arasında “dini nikah” kıyılmış olması mahkemelerin gözünde evliliğe denk olmasa da fiili bir durum sayılıyordu.

Burada saymayacağımız irili ufaklı pek çok yasa değişikliklerinin tamamında hukuk ve sözleşme mantığına aykırı bir iş de yapılmıştır: Yasalar geriye doğru işletilmiştir. Sözgelimi bugünün yasalarını inceleyerek yasada “evlilik” olarak tanımlanan sözleşmeyi yapmaya karar verdiniz. İki yıl sonra hükümet bir yasa değişikliği daha yaparak eşinizle aranızdaki sözleşmeyi değiştirebilir. Bu tıpkı ticari bir ortaklık sözleşmesini veya bir inşaat sözleşmesini iş devam ederken hükümetin size sormadan değiştirmesi gibidir: “Ben bu şartları kabul etmemiştim ki?” Şimdi elinizdeki sözleşme sizin imzaladığınız, yani razı olduğunuz sözleşme değildir ama gereğini yapmak zorundasınız. Devam eden bir apartman inşaatı sözleşmesini hükümet değiştirerek villa inşaatına çevirebilir. Siz ona yine “apartman inşaatı” derseniz hata edersiniz.

Bunların her biri, sözleşmede adı geçen işin veya alışverişin adının değiştirilmeyip gerçekleştirilme koşullarının değiştirildiği adımlardır. Bundan iki yüz, yüz, otuz, on beş yıl önceki “evlilikler” bambaşka şeylerdi. Sözgelimi iki yüz yıl önce evliliğin öncelikli amacının soyun sürmesi olduğu kabul edilmişti. Bugünkü yasada böyle bir amaç yoktur. İki yüz, yüz, otuz, on beş yıl önceki ve bugünkü evliliklerin her biri farklı sözleşmelerdir yani bu sözcük bunların hepsinde farklı bir anlama gelir. Aynı olgu şöyle de anlatılabilir: “Türkler artık iki yüz, yüz, otuz veya on beş yıl önceki gibi evlenemiyorlar, böyle bir olanakları yok. O eski evlilik biçimleri yasaklandı.” Feminizm karşıtına düşen bu gerçeği bildirmek ve çevresindeki evlilikleri “senin evliliğin”, “onun evliliği”, “eski evlilik”, “yeni evlilik”, “AKP evliliği” gibi alt kategorilere ayırarak anmaktır. “Oğlum senin nikahın İstanbul sözleşmesine göre kıyıldı” veya “sen geleneksel İslam’a göre koca değilsin” dediğinizde arkadaşınızı bozan bir düşman değil, ona gerçeği bildiren bir dost olursunuz.

 

“Askerlik”

İsteğe bağlı bedelli askerlik çıkana dek bu sözcüğün anlamında bir kayma yoktu: On sekiz yaşına gelen erkek yurttaşın yurt savunması için üzerine düşen zorunlu hizmeti yapması ve savaş eğitimi alması. Bedelli seçeneğinin çıkması, bu görevi bir vergiye dönüştürdü. Askerlik artık bir görev değil, vergidir. Tıpkı 1940’ların “varlık vergisinde” olduğu gibi bu vergiyi ödeme gücü olmayanlar zorunlu hizmete alınırlar. Bunun feminizmle ilgisi açıktır: Varlık vergisi cinsiyetçi değildi, kadın ve erkek yurttaşlara eşit uygulanıyordu. Askerlik vergisi ise %100 cinsiyetçidir: Bu vergi yalnızca erkeklere ödetiliyor. Kadınların bu vergiyi ödeyecek parayı kazanmalarının önünde bir engel yok. Hatta yasalarla ve kredi, hibe vb. uygulamalarla onlara öncelik tanınıyor. Buna rağmen bu ağır vergi yalnızca erkeklere yükleniyor. Kadının askerlik yapmasının önünde gerçek bir engel var ama vergi ödemesinin önünde hiçbir engel yok. Parası olmayan kadının borcunu kamu hizmeti yaparak ödemesinin önünde hiçbir engel yok. Eğer erkeğe ve kadına aynı vergi konsaydı ve erkeğe bu vergiyi askerlik yaparak ödeme seçeneği sunulsaydı adil bir iş yapılmış olurdu. Şu haliyle bu vergi, bu ülkede dünyaya erkek gelmiş olma cezasının bir sözcük oyunuyla gizlenmesidir.

Askerlik sözcüğünün anlamında yapılan bu değişiklik şöyle sunulsaydı emin olun ki pek çok erkekten olumsuz tepki alacaktı:

“Ordumuzu profesyonelleştirme yolunda bir aşama olarak zorunlu askerliği kaldırıyoruz. Bunun yerine yalnızca erkek yurttaşlarımıza vergi koyuyoruz. Bu vergiyi ödeyecek gücü olmayan erkekler askere alınacak. Kadın yurttaşlarımızdan herhangi bir şey alınmayacak.”

Feminizm karşıtı sağduyulu kişiler “askerlik vergisi”, “erkeklik vergisi”, “erkek doğma cezası” kalıplarını üstüne basa basa her seferinde kullanmalılar ki bu haksızlık çevrelerindeki kişilerden başlayarak toplum vicdanında yer etmeye başlasın.

 

“Ev hanımı”

“Dışarıda herhangi bir işte çalışmayıp kendi ev işlerini gören kadın.” Bu sözcüğün anlamı kaydı mı? Öbür örneklerden farklı olarak pek değil. Ama küçücük bir hamleyle bambaşka bir şeye dönüştürülebilir, muhtemelen de dönüştürülecek. Önce görece az olan ve çoktan gerçekleşmiş olan anlam kaymasına değinelim. Evlilikte erkeğin aile reisliğinin kaldırıldığını söylemiştik. Bu, evlilik sözcüğünün anlamında aşama aşama yapılan değişiklikti. Ev hanımlığı ise evlilik kurumunun içinde tanımlanmış bir alt kavramdır. Yalnızca kocanın geçimle uğraştığı, kadının evin dışında para kazandıran bir uğraşının olmadığı evlerde ev hanımlığı vardır. Bu evlerde kadının ev geçindirme görevi yoktur. Çünkü onun vaktini birincisi, çocuklara bakma; ikincisi, ev işleri almaktadır. Bu ikisi sağlıklı ve sorumlu bir kadının belli bir yaşa kadar çoğunlukla bütün vaktini alan işlerdir. Dolayısıyla kadının evi geçindirme görevinin zaten çoğunlukla olmaması gerekir. Zaten erkeğin yöneticilik görevi de kısmen dışarıda geçim kovalıyor ve karısını ve çocuklarını doyurup koruyor olmasından gelir. Bir ev hanımının kocasına tabi olması fiziksel ve toplumsal koşulların sonucunda olağandır. Endüstri devriminin kadını asi yapması da tam olarak bu nedenle olağandır. Karşı olduğumuz, kadının bu isyanını anlayıp denetlemek yerine kışkırtmalarıdır.

Eski dünyada ancak çocuksuz olma ve/veya insanlardan/makinelerden yardım alma nedeniyle ev işlerinin kolaylaşması durumunda kadının evi geçindirecek işlerle ilgilenme vakti olabilirdi. Nitekim endüstri devrimiyle ev işleri büyük ölçüde kolaylaşmıştır. Endüstri öncesi kadın her öğünde ateş yakmak ve yemek hazırlamak zorundaydı. Öğün aralarında odun, çıra toplamak, su taşımak zorundaydı. Buzdolabı, doğalgaz, tüp, elektrik, su şebekesi yoktu. Okul yoktu ve koca dışarıda, işte, kavgadayken çocuğun bakımı ve eğitimi kadının elindeydi. Şimdi ise okulların yanı sıra çocuğa medya dadılık ediyor. Kısacası ev hanımlığı, bütün gün bu işlerle meşgul olmak yerine makinelerin düğmelerine basmak, çocuğu okula göndermek, okuldan dönünce eline bir aptal kutusu tutuşturup keyfine bakmaktan ibaret. Evet, feminizm virüsünün istila ettiği beyinler istedikleri kadar inkar etsinler, bu şekilde yapılan “ev hanımlığı” artık yan gelip yatmaktır. Hazır yiyiciliktir. Asalaklıktır. Bu, sözcüğün bugüne kadarki anlamındaki değişmeydi. Şimdi yakın gelecekte gerçekleşecek daha belirgin değişmeye bakalım.

Biliyorsunuz pek çok politikacı “ev hanımlığı maaşı” bağlama düşlerini ve planlarını bildirdiler. Bu olduğunda ev hanımlığının anlamı siyahla beyaz gibi bambaşka bir şeye dönüşecek. Çünkü aslında düşledikleri şey kadına özel bir işsizlik maaşıdır. Yani tıpkı askerliğin artık bir erkeklik vergisi olduğu gibi, gerçekte olduğundan farklı bir kavrama göndermede bulunularak, yeni bir şey için eski ve tanıdık isimler kullanılarak kitleler yanıltılmış, aptal yerine konmuştur.

Sözcük                              Eski anlamı                                    Yeni anlamı

“Askerlik”                        Görev                                               Vergi

“Ev hanımlığı” Karının işi                                      Maaşlı işsizlik

Şöyle de söylenebilir: Aynı şeyi erkek yapınca farklı, kadın yapınca farklı ad veriliyor. Erkek vergi verince adı “askerlik” oluyor. Kadın vergi vermeyince adı “askerden kaçmak” veya haksızlık olmuyor. Evli erkek işsiz kalınca maaş bağlanmıyor, “ev beyliğiyle” meşgul olduğunu söylemesine izin verilmiyor. Evli kadın işsiz kalınca hem işsizlik maaşı bağlanıyor hem de “ev hanımlığıyla” meşgul olduğunu söylemesine izin veriliyor, saygı görüyor.

Feminizm karşıtının “ev hanımıyım” diyen kadınları ısrarla “işsiz” veya “boş gezen” diye düzeltmeleri, bunu bir alışkanlık edinmeleri gerekir. Feminizm karşıtlarının her türlü sözcük oyununa, akıl oyununa karşı uyanık olmaları ve kendilerini bunların farkına varıp tartışabilecek biçimde yetiştirmeleri gerekir. Çünkü ellerinde akıl oyunlarından başka bir şey yok.

Leave a Reply

Doğrulama *Captcha loading...

Pin It on Pinterest